Sevgili Güney Solak çalışmalarını yıllardır izlediğim Kayıp Sahne grubunun yeni bir etkinliği olan Kayıp Sahne Bülten’in çıkış sayısı için bir giriş yazısı yazmamı istediğinde, pek yoğun bir dönemime denk geldiği halde reddedemedim. İlk sayıda işlemeyi düşündükleri konu üniversite öğrencilerinde sınav gerilimi sorunuydu. Meseleyi bilirsin dediler. Biliyordum gerçekten. Hem öğrenciliğimden, hem birkaç yıl öncesine dek yaptığım psikiyatri uzmanlığından. Ayrıca Bursa’daki üniversite gençliğine ister istemez bir yakınlık duyuyorum. Üniversite yaşamıma Bursa İktisadi ve Sosyal Bilimler Fakültesi’nde başladım. Bir yıl orada okuduktan sonra (buna okumak denebilirse), İstanbul’da öğrenimime devam ettim (tabii ona da devam etmek denebilirse).
Fakültedeki ilk yıllarım sorunluydu. Devam yönünden, sınavlara katılmak ve sınav başarısı yönünden. Sonraları toparladım. Baştan çok zor gelmişti üniversite öğrenimi. Lisenin sıkı disiplininden, sıkıcılığından sonra, dışarıda yapılacak onca etkinlik ve özgürlük varken derslere yoğunlaşmak çok zor geliyordu ve bu işi kıvıramayacağımı, o sınavları asla veremeyeceğimi düşündüğüm dönemler yaşamıştım. Ama dedim ya, sonra koşulların da değişmesiyle öğrenciliğe ısındım, hatta başarılı denebilecek bir sonla süreci tamamladım. Buradan çıkarılacak ilk ders, “Hiçbir zaman ümitsizliğe kapılma!” olmalı ya da “Umutsuzluğa kapılmak akılcı bir tutum değil...” İkinci ders, en haylaz ve ilgisiz denecek öğrenci bile kendini motive edebildiğinde kısa zamanda değişebilir.
Obsesif (takıntılı) kişilerde daha çok rastlandığı üzere, tekrarlayan kötü rüyalarımın sık gördüğüm temalarından biri, yıllar yıllar önce okuduğum okullara dönmüş olduğum, dönmek zorunda kaldığım temasıdır. Meğer bir veya birkaç dersim kalmış, mezuniyetim sonradan iptal edilmiş. Dahası o derslere tekrar devam etme zorunluluğum doğmuş. Yeniden okula dönüyorum, yeni arkadaşlarıma (benden çok gençler) ve hocalarıma (benim yaşımdalar) uyum sağlamaya çalışıyorum. Aynı sınavlara bir daha girmek üzereyim. Tam bir kabus...
Bu aynı zamanda şunu gösteriyor: Sınavlar öğrenim sürecinin kaçınılmaz gereği. Ama ruhumuzda derin travmalar yarattığı da bir gerçek. Üstelik yeni nesillerin sınav gerilimi, sınavların sıklığı ve önemi arttıkça daha da yükseliyor. Tüm yaşamımızı etkileyen, bizleri çocukluğumuzdan, gençliğimizden yıpratarak erken yaşlandıran bir olumsuzluk bu. Öğrenim ve sınav sisteminin bugünkü hali hiçbir şekilde insani değil. Öğrenci çalışmaya zorlanmamalı, (bir ölçüde zorlama olacak elbet), daha çok motive edilmeli, yani çalışmaya özendirilmeli. Öğrenim ders dinleme, ders kitabı okuma ve ezberlemeye dayalı yürümemeli, hayattaki gibi pratiğe dayanmalı, tartışmaya, uygulamaya dayanmalı. Elbette öğrenci kitap da okuyacak, hatta bugünkünden çok daha fazla okuyacak, ama okudukça öğrendiklerini okulda tartışacak, uygulayacak. Dolayısıyla öğrencinin düzeyi böyle bir sistemde kendiliğinden ortaya çıkacak. O zaman sınavlar da daha çok formalite gibi ele alınacak.
Fakat doğru sisteme bugünden yarına ulaşamayacağımıza göre, içinde bulunduğumuz ve giderek daha da sıkıcı hale gelen mevcut öğretim düzeninin gereklerine uymak zorundayız. Bu durumda geçici moral bozukluklarına pabuç bırakmadan, kafaca yoğunlaştığımızda her şeyi başarabileceğimiz doğrusunu unutmadan dik durmak zorundayız. Böyle yaparken, abartmadıktan sonra ders dışı konularda da bir insan, üstelik bir aydın adayı sosyal bir insan olarak yararlı etkinliklerde bulunabileceğimizi, bunun öğrenimimize zarar değil yarar sağlayabileceğini bilmeliyiz. Dinlenmeye, eğlenmeye ve boş kafa gezdirmeye de vaktimiz bulunmalı, zamanı iyi yönetebilmeliyiz. Aslında bunlar da öğrenimin, hayata hazırlanmanın parçaları.
Burada en önemli öğe motivasyon, Türkçesi “güdüleme”. Yaptığımız işin biçimsel de olsa bir gereklilik olduğunu içselleştirerek, öğrenmeye heveslenmeli, sınav için yoğunlaşmalıyız. Asıl amaç öğrenmek, sınavsa bunun bazen şaşan bir göstergesi. Sınavı böyle kavrarsak yarattığı gerilim de azalacaktır. Bir yol da en kötüsünü düşünmek. Bir veya birkaç sınavdan kalmak, sorun etmedikçe işin sonu değil. Önemli olan dağılmamak. Sınavların en iyi tarafı da insan kalsa da geçse de ardından gelen rahatlık. Elbette geçilmiş bir sınav düşüncesi çok daha iyi motivasyon sağlar. Bunalımı gayrete dönüştürmeyi becerebilen öğrenci hem daha az yıpranır, hem daha başarılıdır.
Evet, yoğun bir dönemime geldi şu dönem demiştim. Sanat Cephesi adlı dergimizi tüm Türkiye’de dağıtılmak üzere çok daha güçlü biçimde yeniden çıkarmanın gayreti içindeyiz. Onun çıkış yazısı ile Bülten’in çıkış yazısını aynı gün yazdım. Umarım ikisinin de yolu açık olur.
Kaan Arslanoğlu
Yeni yorum gönder